Patatesler ve bellek - 02/07/2006

''Anne acıktım" dedi kızım. Takıntısı olan bir ikindi menüsü var: Haşlanmış patates, yoğurt. Hazırladım. Beraberce oturduk. O iştahla önündekileri yerken, ben kızımı seyrettim. Acaba onun belleğinde bugünler nasıl yer bulacak? Dengesini bulabilmesi için sihir yaptığımız mutfak masası, aynı masanın muşamba örtüsünün desenleri, benim ev elbisem, bahçe kapısının çıngırağı, balkona çıktığımızda bize ıslık çalan komşu papağanı, deniz dönüşü dalından dut yemelerimiz, "Ben size silkeleyim gari" diyen yine komşunun iyi kalpli bahçıvanı, kızımın sorusu, anne gari ne demek, anne dutlu dondurma neden yok, "Dut yemiş bülbüle dönmek var ama anne, o ne demek", dut yemiş papağan olur mu, anne bekle, anne terliğim koptu, anne yarın daha uzağa yüzelim, bu evin kapısında neden böyle yazıyor, "Çünkü o Matlid Manukyan'ın yazlığı" anne o kim, anne şu ev hayaletli mi, anne heykele bakalım mı, köpeği sevelim, balkondakilere el sallayalım, kalabalık mıydı kayıkhane, güzel miydi deniz sorularının cevabını verelim, anne tut havlularımı ip atlaya atlaya geleceği... Dönüp arkama bakıyorum: Kızım bugünleri nasıl hatırlayacak, ben yaşlandığımda bir sürü çerçöpün, roman hayalinin, anının arasında bugünlere nasıl yer açacağım?
Patates gibi
Kızım ve ben bugünleri hiç unutmayacağız: Ben çocukken, annem haşlanmış patatesleri parmaklarının ucunda hoplata zıplata soyar, patatesler cambazlık yapıyor bak derdi bana. Kızım sekiz yaşındayken arkamdan ip atlaya atlaya gelirdi, Manukyan evinin girişindeki heykele kapı aralığından usulca bakarken, "Göz kırptı sana" dediğimde korkup arkama saklanmıştı. Bellek işte böyle oluşuyor. Patatesler gibi toprağın altında. Peki toplumsal bellek nasıl oluşuyor: Aynı böyle. Tıpkı gündelik hayatımızdaki gibi yaşadıklarımız bize birtakım hisleri yadigar bırakıyor. O hisler de bizim pusulamız oluyor.
Türkiye'nin tıka basa dolu bir belleği var. Patates gibi de toprağın altında. DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar'ın iktidara talip olmasına imkan verecek kadar tuhaf bir bellek bu. Milliyetçiliğin Bağdat Caddesi gençliğine sirayet ettiği bu noktada şüphesiz Mehmet Ağar'ı tercih edecekler olacaktır. Onlara Susurluk kazasını hatırlattığınızda "Ne var yani?" diyeceklerdir size. O zaman Susurluk kazasının toplumsal belleğe kaydolmasında bir sorun var. Bir Türk vatandaşı olarak ne tür bir derdimiz var ki, bir skandalı kahramanlık hanesine kaydediyoruz? Yoksa bizim toplumsal belleğimiz bir ayna gibi görüntüleri tersten mi okuyor? Öyleyse olmasa Mesut Yılmaz siyasete nasıl dönebilir, Tansu Çiller de heves edebilir mi, peki bu iki siyasetçinin iktidar dönemlerinde neler oldu? Bu iki liderin yıllar yılı bu ülkede yaptıkları siyaset nasıl nakşoldu toplumsal belleğimize? Sivas olayları, Gazi Mahallesi olayları, örtülü ödenek, 28 Şubat, Susurluk, faili meçhuller, hayata dönüş operasyonu, gözaltında kayıplar, kurşunu atanlar kurşunu yiyenler... Bunların toplumsal belleğimizde çocukluğumuzun mutfak masası örtüsünün deseni kadar bile, neden yeri yok?
Toplumsal belleğimize kaydolması gereken travmatik olaylar Manukyan müessesinin kutusundaki markalar gibi birikip durmuş. Manukyan bu markaları sayıp hem devlete diyetini ödemiş, yıllarca vergi rekortmeni olmuş hem de kendisine Yassıada manzaralı bir ev yaptırmış. Bu gerçekten çok ilginç şahsiyet, birbirinin aynı markaların birikip durmasının neticesini almış. Kolektif belleğimizde de olaylar sadece birikiyor. "Başka Susurluk olmaz" diye bir kaide, bilinç, direniş, önlem yaratılamıyor, ki Şemdinli oluveriyor.
Yüzleşme
Belleğimizi oluşturan şeyler bizi bir şeylere razı eder, bir şeylerden vazgeçirir, bugünün etkilerine ve yeni değişimlere yavaş yavaş izin verir. Toplumsal bellekte bu kuralın duvara toslamasının sonuçlarını göreceğiz. Hiç kuşkusuz anımsayan bir tarihin yanı sıra unutma gereksinimden doğan bir tarih de vardır. Ama bizdeki gibi olabildiğince tek taraflı tarih aktarımına sahip bir ulus yeryüzünde pek kalmadı. Bütün milletler utançlarıyla yüzleşmeliler. Ermeni soykırımından 2000'li yıllarda söz eder olduk. İte kaka bir konferans ancak yapılabildi. Mehmet Ağar'a oy basacaklar soruyorlar; "Nereden çıktı bu Ermeni meselesi?" Tarihimiz bize okutmadı, kimseye tek kelime ettirmedik, üzerini örttük, yasakladık. Yüzyıl öncesiyle bugün bile hesaplaşamıyorsak saatlerimiz geri işliyor demektir.
Türk toplumunun hatırasını, kendi geçmişini bastırması sonucu olan şey aynen Marx'ın söylediği gibi: "Tarih eğer iki kez tekrarlanırsa birincisinde trajedi, ikincisinde komedi olur." Şimdi komedi yaşanıyor olsa gerek ki kimse ne olup bittiğinin farkında değil.
Evinin önünden geçerken bahçesindeki güzellik tanrıçası heykelinin bize göz kırptığı M.M'yi kızıma şöyle tanıtabilirim: Emrinde kadınlar çalışırdı, çok para kazanan bir patrondu. M.M'nin toplumsal bellekteki yerini ters yüz etmeden yapabileceğim en fazla bu olur. Mehmet Ağar, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller ve ötekileri yeni kuşağa takdim etmek için toplumsal belleğimizi deşsek masum bir şeyler bulabilir miyiz? Bunu bulanlar bir heykelin göz kırpışına aldanacak çocuk gibi olmalılar. Yani bellekleri hâlâ pırıl pırıl.